Haz
15
2008
İnsanlar incelenmekten hoşlanmasada incelemek oldukça zevkli bir durumdur inceleyen için. İncelenmesi en kolay insanlar ise malum popüleritesi yüksek olanlardır. Neredeyse her gün haberler duyarız bu insanlar hakkında.
Yine bu insanlardan sadece biri olan Deniz Akkaya hakkında bir haber okudum az evvel. “Yazmadan edemicim” dedim kendi kendime. Hakikaten yazmadan edilemeyecek bir haberdi. Aslında haber değeri “0″ ama… Deniz abla her cuma günü meğersem Eyip Sultan camiine gidip toplu duaya katılırmış. Haberin başlığı bu. İçeriğinde ise ablayla yapılan ropörtaj yer alıyor. Ablanın cümlelerinin biride şu şekilde sıralanıyor; Devamını Oku »
Mar
30
2008
İş temposu çok yüksek bir haftadan sonra güzel bir film izlemek iyi gelir niyetiyle vizyondaki filmlere bir göz gezdirdim. Esasında eğlenceli bir film iyi olurdu. Ancak “Recep İvedik” dışında eğlenceli olarak nitelendirilen bir film yoktu. Recep İvedik (Bu filme gitmeyen çok şey kaçırmıştır diyenler. Aziz Nesin’e haksızlık yaptığımızın şahitleridir.) malum, ilköğretimin ilkokul olarak adlandırıldığı yıllarda, üçüncü sınıfta terk ettiğimiz esprilerin kahkaha sebebi olması ve edep sınırlarını zorlayarak mizah üretme iğrençliğinden dolayı “eğlenceli” sayılamayacak kadar absürt bir film. Dolayısıyla döndüm dolaştım Devamını Oku »
Mar
20
2008
Medyayı bir fabrika olarak düşünün. Sizce bu fabrika CE, ISO gibi belgeleri hakkıyla alabilir miydi? Asla!. Peki halkımız neden bu fabrikanın ürünlerine bu kadar rağbet gösteriyor merak ettim. Gerçi her zaman merak etmişimdir. Bunun geyiğini kendi kendime bolca yapmışımdır. Vardığım sonuçta her zaman aynıdır. Çünkü bu sonuç ülkemizde hiç bir zaman değişmedi. İşi “basın” olan, ekmeğini sadece sahip olduğu televizyondan, gazeteden veya radyodan kazanan patron olmadı bu ülkede. Olsada sesi çok cılız çıktı. Kalitesizliğin temelinde yatan en temel faktör bu.
Dışarıdan aldık, birebir taklit ettik yıllarca. Aralarından bir insan evladı çıkıpta Devamını Oku »
Mar
07
2008
Bu yazıyı bir yazı dizisi haline getirmeyi planlıyorum. Zira, duruyorum, ara veriyorum içim içimi kemiriyor. Bildiklerimi ve düşündüklerimi saklamak yiyip bitiriyor beni. Kula kulluk edenlerin kendilerine hala “elhamdülillah müslümanım” demekle yatinmeyip, “daha da müslüman” olma çabalarını gördükçe üzülmek ile küfretmek arasında bir yerlerde takılıyorum. Peygamberimizin hayatından bihaber, sahabelerin hayatından bihaber, islamın sosyalitesinden bihaber ve islamın en büyük düşmanının “cehalet” olduğundan bihaber insanlar, şeyhe tam itaatte yarışıp duruyorlar. Dostuma da bunları izah etme çabasındayım. Ki bu dostla zamanında tv izlediğimiz bir sırada, Nazım Kıbrısi’nin ‘93 yılındaki bir ropörtajında ingiltere prensinin 2000 yılında müslüman olacağını haber verdiği daha doğrusu aslında müslüman olduğunu ancak bunu 2000 yılına kadar açıklayacağını haber verdiği sırada, “bu adam nasıl gelecekten bahsedebilmiş, işte ben şahidim düpedüz gelecekten haber vererek şirke kalkıştı ve yalanıda apaçık ortaya çıktı” dediğimde Devamını Oku »
Mar
06
2008
Dindar kesimin genelde Allah korkusuyla karıştırdıkları bir husus bu, şeyhe bağlılık. Şeyhe yapılacak olan herhangi bir negatif davranış hatta pozitif olmayan her davranışın hatırlattığı ilk soru “Allah’a saygısızlık olabilir mi?”. Evet, “yaradılanı severim yaradandan ötürü” felsefesini güdüyorsanız, hiç bir insana hatta ve hatta hiç bir varlığa saygısızlık edemezsiniz. Şeyhlere olan bağlılığı bu felsefeyle izaha kalkarsak “hatalı giriş” olur. Bu sözün kaynağı bellidir; Yunus Emre. Yunus Emre, “bir lokma, bir hırka” olarak algılarken tasavvufu, günümüzde, şeyhe bir jip bir ev bir jetski ve bir çok bir ve birçok olarak algılanıyor. Tamam, kimsenin malına mülküne ve bu malı mülkü hangi şekilde tasarruf edeceğine karışmam ama, “hatme” esnasında cami önünde bir dostumu beklerken bir amcanın yanıma gelerek “evladım gel sohbeti içerde dinle… ama dur tövbe aldın mı sen? -yok amca sağol- almadıysan zaten giremezsin” Devamını Oku »
Mar
04
2008
Türkiye’nin dünya internetine içerik desteği binde birlerle belki ölçülebilir. -Bu bilginin istatiksel olduğunu ayrıca belirteyim. Ancak gerçek rakkamlara şu an ulaşamadım için yazmıyorum.- Ama bu içerik katkısının kuşkusuz en büyük payı kullanıcı yorumlarına ait. Neredeyse okumaktan çok yorum yapıyoruz. İzliyoruz yorum yapıyoruz, dinliyoruz yorum yapıyoruz, manşetleri görüyoruz heyecanla yorum yazıyoruz manşetin altını nelerle doldurmuşlar hiç merak etmeden. Hatta bir de şu var, Devamını Oku »
Şub
09
2008
Hemen her fırsatta değerli! medyamız saygı, sevgi, barış, hoşgörü, kardeşlik vs. kelimelerinin sıklıkla geçtiği haberleri gözlerimizin içine soka soka yayınlarlar. Gerçi medyamız her şeyi abartmakta fazlaca ustadır. Ancak bu unsurların biraz daha fazla haber olduğu kesindir. Ben bunun altında yatan sebebin, sibiryanın soğuktan korunmaya daha çok ihtiyacı olmuşçasına kömürü daha kaliteli üretmesi gibi, bizim de ülkemizde sevgiye, barışa, hoşgörüye ne kadar uzaksak o kadar sıklıkla bu unsurlar haber olmaya devam edecektir. Yalnız şöyle bir problemimiz var; Devamını Oku »