Haz 21 2008

Memur Tüccarlar

Yazan admin saat 16:32 Kategori ticaret, ürünler, İnsan

İnsanlar bloglarında, Türkiye’deki çarpıklıkları sıralamak için yazılar yazmaya başlasa herhalde internet içeriğine Türkiye’nin katkısı, “others” diliminin içinden çıkarak tavan yapar hatta Amerika’yı dahi geride bırakır. Bende bu içeriğe birden bire bir çarpıklıkla katkıda bulunmak istedim her nedense. Birazdan yazacaklarım ilk bakışta insanların sorunu gibi görünecek olsada, aslında bu sorun memurlarını ve kendisine hizmet eden vatandaşlarını iyi doyurmayan devletin sorunu. Sistemi alt üst eden büyük bir sorun.

Malum, Türkiye’de herkes bir şekilde ticaret yapmanın derdinde. Hatta memurlar dahi, aldıkları maaşlarının yanı sıra çeşitli ticaretlerin içine girmektedirler. İşte fırıncılık, işportacılık, tahtakale simsarlığı vs. işleri yapmaya çalışıyorlar. Yazımın başlığının aslında bununla alakası yok. Başlıkta kastettiğim şey tam olarak memur zihniyetli tüccarlar. Yukarıda sıralamış olduğum memur modelleri ise, bu zihniyetin tam olgunlaşmamış hali sayılabilir sadece. Aslında aldıkları maaşı yeterli görmeyen basit bir memur mantığı onlarınkisi. Ama diğer tarafta, hiç bir şekilde memurluk yapmamış olup ticaretle uğraşan, ama sadece uğraşmakla kalan tüccarlar var. Ve onların asıl sorunu, aslında ne olduklarının farkında olmamaları. Normal şartlarda memurluk yapabilecekken, bir takım heves ve ihtiraslar sonucu, -merak sonucuda diyebiliriz- ticarete atılmış, ancak doğru düzgün ticaret yapamadığı için bir türlü dikiş tutturamamış, tüm düzensizlikler sebebiyle borç içine dalmış ve artık ticaret yapmak istemesede borçlardan dolayı elini bir türlü kurtaramamış, bu sebeplede gâh ailesini zora sokmuş, gâh yuva yıkmış, gâh dolandırmak zorunda kalmış tüccarcıklarla benim sorunum. Daha doğrusu bu insaları “serbest meslek” sahibi yapan sistemle.

Bu tüccar müsveddelerinin sadece kendilerine zararı olmuyor maalesef. Yukardıda çok azını sıraladığım sebeplerle çevrelerinede ciddi zararlar veriyorlar. Ve devlet buna her nedense bir türlü mâni olamıyor. Ticarete ehil olup olmadığını test etmeden tüccarlık belgesini veriyor. Dolayısıyla, rekabet, damping, kampanya vs. gibi ticaretin, pazarlamanın bu segmentlerine hiç bir şekilde hakim olmayan insanlar bu tarz uygulamalarda, tüketiciyi kandırmak suretiyle mağdur ettiği gibi rakibi olan ve gerçekten ehil olan tüccarın da gereksiz yere işine sekte vuruyor. Kendi yiyemediği gibi, başkalarına da yedirtmiyor kısacası. Aslında bu saydıklarımı çok basit ve herkesin bildiği bir gerçekle örneklendirebilirim; Türkiye’de birisi bir iş yaparsa hemen o işi yapanlar mantar gibi çoğalır. Bu çok açık bir gerçektir. Memur zihniyetliler kendi işlerinde zarara uğradıkları için hemen kanal değiştiriverirler bu tür durumlarda. “Sorun benim sektörümde mi? Yoksa bende mi?” diye düşünmeden cuk diye dalar yeni sektöre. O sektöründe içine eder tabi. İşi ehline vereceksin kardeşim. Bu noktada tüketicilere de büyük sorumluluklar düşmektedir aslında. Üstelik kendi menfaatleri için şarttır bu. Seçici olmayı sadece fiyat bazından değerlendiren tüketicilerinde biran evvel bilinçlendirilmeye ihtiyaçları var. Tabiki bu noktada da devlete büyük iş düşmektedir. Ama işin büyüğü küçüğü yok, devlet devlet olup üzerine düşen görevi yerine getirmelidir. Biran önce bu soruna çözüm bulunması gerekmektedir. Zarar eden esnafın cebindeki son kuruşu vergi adı altında sonuna kadar çekmek yerine, zarar eden esnafı tesbit edip “sen zarar ediyorsun kardeşim, sen bu işi bilmiyorsun, derhal bırakıyorsun bu işi” demesi lazım. Bunun tesbiti de çok kolay aslında. Ticaret yapan insanlara girdi-çıktılarını ve beyanlarını verme zorunluluğunu kendilerine vermek yerine, bilişim çağında çok basit yazılımsal yöntemlerle bu kontrolü direkt ele alabilir. Ve acilende yapmalı. Böyle bir şeyi devlet istediği an proje vermeye hazırım. Yeterki istesin devlet.

Most Commented Posts

Trackback URI | Yorumlara Abone Ol

Yorum Yap