Mar 20 2008
Mağduriyet Geyiği Gene Sizden
Ben oyumu AK partiye verdim. Nedense ülkemizde siyasi tercihi ulu orta söylemek genelde garip karşılanır. Bunun sebebide insanlarımızın muhakeme gücünün zayıf olmasından kaynaklandığını düşünüyorum. Şöyle ki, örneğin şahsi blogumda hangi partiye oy verdiğimi söylediğimde, diğer yazılarımı okuyan birisi kolaylıkla ön yargı gafletine düşebilir. Ak partiye oy verdiysem Atatürk’ü sevmiyorumdur, laiklik karşıtıyımdır, orduya sıcak bakmıyorumdur, medyaya yönelik analizlerimde taraflıyımdır ve hatta cumhuriyetle yönetilmekten memnun değilimdir vs. gibi ön yargılar oluşabilir. Ancak muhakeme yeteneği güçlü olan bir insan, tam aksine yazıların tamamını okuduktan sonra analiz eder ve bu tarz bir sonuç çıkarırsa o zaman buna kani olur. Ama maalesef dediğim gibi, toplumumuzun eğitim seviyesinin zayıflığından dolayı muhakeme gücünüde yitirmiş insanların çokluğundan söz edebiliyoruz. Hatta birde şu boyuttan bakacağım, AK partiye oy verenlerin bence büyük bir kısmı, doğru düzgün analiz yapmadan oy vermişlerdir bu partiye. Tabiki diğer partilere oy verenler içinde söyleyebiliriz aynı şeyleri. İşte R.Tayyip Erdoğan karizmatiktir ver oyu, hitabeti güçlüdür ver oyu, kasımpaşalıdır ver oyu vs. gibi nedenlerle oy verilmiştir Ak partiye. Ben bunlardan biri değilim. Ben tüm analizistliğimle geçmişte yaşadıklarımızı, milletçe neler çektiğimizi, bunların sebeplerini, şu an hangi durumdayızı elimden geldiğince muhakeme ederek verdim oyumu. Kendimce Ak partinin yaptıklarını analiz ettim, görev başındaki milletvekillerini analiz ettim, bakanları analiz ettim. Bu analiz sonucu hatalar, eksiklikler, güzel işler, yanlış işler, yirmi yıl sonrasını düşünen doğru adımlar, elli yıl öncesi unutulmuş yanlış adımlar vs vs bir çok sonuç çıkarttım. Baktığımda gördüğüm en güzel şey şuydu; Tayyip Erdoğan, 2003 yılında milletvekillerini seçerken iş yapabilen bir çekirdek kadro sonrasında, geri kalanının AKP’ye ihanet etmeyecek kişilerden olmasına özen göstermiş. Mantıklı buldum, zira eğitim seviyesi düşük bir ülkede bazen lıyakatten önce mevcut yapıyı koruyabilecek kişilerin seçilmesi daha akıllıca. Ancak ikinci dönem, ciddi bir temizlik dönemi olmuş ve gerçekten bu sefer lıyakat ehli bir hayli fazla olmuş. Liyakat ehlinin fazla olmasıylada, Süleyman Demirel’in avenesinin bir türlü yiyip bitiremediği memleketim belki daha hızlı refaha kavuşacak. Ve bu süreçte Tayyip Erdoğan ve çekirdek kadroyu tamamen samimi gördüm. Atatürk sonrası chp zihniyetinin yağmaladığı, hantallaştırdığı, hizmet kavramını unutturduğu ülkem için iyi birşeyler olmaya başlamıştı. Asla birden bire düzelmesini beklemedim hiç bir şeyin. Ve hala umudum var…
Ve bütün bu güzelliklerin karşısında gene garip bir güç var. Halkın yarısının desteklediği bir partiye, fütursuzca, özellikle borsanın haftalık kapanışını bekleyerek, ekonomideki olacakları hesaba katmadan, oturduğu makamın zerre hakkını vermeden, gene millet adına kapatma davası açabiliyor bu garip güç.
Şimdi bu, zamanında birilerinin hangi amaçlarla verdiği belli olmayan yetkilerle donatılmış kişilerin kasıtlı olarak milli iradeyi mağdur etmesi değil midir? Bence öyledir. Hem mağdur edeceksin, hemde mağduriyete sığınıyor diyeceksin. Hoş ben bugüne kadar AKP takımından herhangi birinin mağduriyet içeren cümleler sarfettiğine henüz rastlamadım. Hatta başbakanın “durmak yok, yola devam” sloganı, seçimler öncesinde “tek başımıza iktidar olamazsak ben siyaseti bırakırım” hamlesi mağduriyetin tam tersine “ben güçlüyüm” demektir. Bunu muhakeme edemeyecek kadar bizleri bilinçsiz zanneden medya, hortumuna tıkanan herşeyin etkisiyle bu tür yıpratmalara gidecektir. Muhatabı kim olursa olsun bunu yapacaktır. Medyayı yönetenleri burada izah etmeme gerek yok sanırım. Bu oyunlar karşısında gerçekten dirençli olmalıyız. O kadar dirençli olmalıyız ki, AKP nin yaptığı yanlışları “inadına akp” şeklinde içimize sindirmeyecek kadar. Muhakeme, muhakeme, muhakeme…
Birde Bunlar Var